16 Kasım 2012 Cuma

2012-13 Güz Semesteri ERÜ Hukuk Fakültesi Milletlerarası Hukuk - I: Pratik Çalışma 4: Tanıma 08/11/2012


2012 Güz Semesteri MİLLETLERARASI KAMU HUKUKU - I: Pratik Çalışma: Tanıma 08/11/2012

SORU: İngiltere Başbakanı David Camerun Ürdün'ü ziyaretinde Suriye isyancıları ve sözde Suriye Özgürlük Ordusu temsilcileri ile görüşüp İngiltere'nin verecegi desteği taahhüt etti. (BBC World 7 Kasım 2012)
Muharip statüsü ve asi statüsünün tanınması ve hukuki sonuçları nedir?

CEVAP: Asilerin ve muhariplerin tanınması 1936-1938 İspanyol iç savaşına kadar önemini yitirmiş bir konu iken, bu olayla yeniden ilgi odağı olmuştur.

Bir ülkede cereyan eden bir sivil savaşa diş güçlerin karışması pek çok soruyu beraberinde  getirir. Bu dış güçler genel olarak, meğer ki kendi hayati çıkarları tehdit edilmiş olmasın, bir başka devletin iç işlerine karışmaktan kaçınırlar.  Ancak öyle bir zaman gelebilir ki, bu tür bir tavrı korumak pratik siyaset gereği olanaksız olabilir, çünkü
1. Asi güçlerin operasyonları öyle bir dereceye ulaşabilir ki, ana hükümet tarafından eskiden yönetilen ülkenin geniş bir parçasında etkin işgal ve de facto otorite kurabilirler. Bu durumda, dış güçler kendi vatandaşlarını, ticari menfaatlerini ve kendi deniz ticaretini  işgal edilmiş topraklarda korumak için, asi güçler ile de facto otorite olarak temasa geçer veya ilişkiye girebilirler.
2. Belki bundan daha önce basit bir şekilde ayaklananları isyancılar olarak tanıyabilirler. Bunun amacı ayaklananların sadece adi suçlular veya korsanlar olarak muamele görmesini engellemek ve bunların meşru görülen hükümetinin eylemlerinden ötürü sorumlu tutulması fikrini önlemek içindir. Bu ayırım Ambrose Light (1885) 25 Fed 408
3. Ana hükümet ile asi güçler arasındaki gerçek savaş öyle bir boyuta ulaşabilir ki, dış güçler bu sivil savaşı rakip güçler arasında gerçek bir savaş olarak muamele etmek zorunda kalabilirler. Bu durum artık salt ölümcül mücadelenin dışında hukuki anlam taşıyan savaş hali olarak görülür. Bir başka deyimle, muharip (savaşan) statüsünü tanımak zorunluluğu doğar. Bunun temel nedeni bu durumun fevkalade zor problemlere yol açmasıdır. Meğer ki diş güçler savaş içerisine çekilme riskini kabul et memis olsunlar, bu durum eğer rakip taraflar savaşan (muharip ) olarak muamele görmez ise, çözümlenemez. Bu genellikle çatışan tarafların deniz operasyonlarının deniz güçü olan devletin ticari faaliyetlerine müdahale ettiği zaman olur. Amaç muharip haklarıyla verilen tavizin durumu normalleştirmesidir. Savaşanın arama hakkı, deniz gücüne sahip devletin otoritesi ve haklarını ihlal etmeden tanınmış olur.

1. durumda, dış güçler asileri de facto tanımaya karar verebilirler. Bu tanıma asilerin etkin olarak işgal ettiği toprak parçasıyla sınırlıdır. Örneğin 1937 de İngiltere İspanyol sivil savaşında asileri de facto tanımıştır.
Alternatif olarak, herhangi bir tanımanın olmadığı halde, yabancı devletler ilgili ülke parçasını kontrol eden asiler ile resmi veya gayrı resmi ilişkiye girerler.

2. durumda, muharip statüsünün tanınmasından önce bazı belli şartların mevcut olması gerekir. Nedir bu şartlar?
a. silahlı çatışömaların genel karakterde olması gerekir. Tamamen yerel nitelikte olanlardan farklı olmalıdır.
b. asilerin rakip güçe müdahale sayılabilecek yoğunluk derecesiyi haklı kılacak kadar ülke parçasını kontrol ediyor olması lazımdır.
c. her iki tarafta savaş hukukuna uygun olarak davranıyor olması gerekir. Asilerin özellikle etkin emir komuta altında düzenli bir silahlı kuvvete sahip olması gerekir.
Bütün bu şartlar mevcut olsa bile somut olayın vaziyeti, İspanyol iç savaşında olduğu gibi, muharip statüsünü tanımaya müsait olmayabilir. Nitekim Avrupa güçlerinin "müdahele etmeme" politakı gibi.
Muharip statüsünün tanınması, tanıyan devlet için normal sonuçları doğurur. Bu da düzenli savaşta tarafsızlık ilanıdır. Tanıyan devlet tarafsızlık haklarına sahip olabilir ve bu haklara saygı gösterilmesini isteyebilir. Aynı zamanda, muharip statüsü savaş hukuku altında ana hükümet ve asilere belli haklar verir. Bu hakların getirdiği avantajları, aralarındaki silahlı mücadeleyi belli bir yogunluk ve şiddette tutukları sürece kullanabilirler. Özellikle meşru hükümeti, isyancıların kendilerinin kontrol ettiği toprak parçasında işledikleri suçlardan doğan sorumluluktan kurtarır. 
Savaşanın tanınması, ana hükümet veya asilerin hükümetlerinin meşru hükümet olarak tanınmasından farklıdır.

Muharip statüsünün tanınmasında iki görüş vardır:
1. tanımanın hak ve imtiyazlar veren bir hukuki statüyü bahşeden bir tek taraflı tasarruf olduğu görüşü (imtiyaz teorisi)
2. varolan belli bir takım gerçeklerin varlığını kabul veya teyid eden görüş (beyan teorisi)
İlkine göre, savaşanlar tanına kadar uluslararası hukukta hiç bir hak ve yükümlülükleri yoktur
İkincisine göre, savaşanlar durumlarının getirdiği hak ve borçlara sahiptir ve tanıma bu gerçeği tanımaktadır. Bu ikinci görüş ağırlık kazanmıştır.

Asilerin statüsü bakımından asiler bir ülkedeki sivil ayaklanma durumunda ayaklanan asilerin henüz savaşan (muharip) statüsüne ulaşmamış olmasıdır. Üçüncü devletlerle ilişkilerinde bu devletler tarafından isyan eden taraflara bazı hak veya imtiyazlar tanınabilir. Ancak asilik statüsü, bir iç savaş içerisindeki muharip statüsünden farklıdır. Çünkü muharip statüsü bir uluslararası takım hak ve borçları içerirken, asiler aslında tanına kadar hırsız veya korsanlardan farkı yoktur. Uygulamada ise, asilerin eylemleri üçüncü devletlere zarar vermediği sürece, üçüncü devletlerin müdahalesini gerektiren veya bu silahlı mücadeleye karşı tavırlarını belirlemek yönünde uluslararası hukuktan doğan hiçbir hak veya yükümlülükleri yoktur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder